6 Ocak 2018 Cumartesi

Öylesine

Size anlatacağım hikaye toplum içerisinne girememiş, insanlardan kendini soyutlamış, beynini uyuşturmadan dışarıdaki hayata uyum sağlayamayan bir insanın hikayesi. İsmi Ali, Veli, Ayşe, Fatma... İsmi o kadar da önemli değil ama bilin ki böyle insanlar var ve içinizde yaşamaya çalışmaya ve size uyum sağlayamadıkları için bocalamaya devam ediyorlar.

X son derece içine kapanık, arkadaşlarının söylediği olumsuz her seyde alınan hassas yapıda biriydi. Okula başlamadan önce mahalle arkadaşları tarafından hep dışlanmış, bir arkadaş grubu gördüğünde “Acaba beni yanlarına alırlar mı? Yanlarına gidersen,m beni terslerler mi, dışlarlar mı?” korkusuyla yanlarına gitmeye çekinmişti. Hiç unutmuyordu bir keresinde mahallede müzik açılmış herkes eğleniyordu. O da yanlarına gitmişti ve kızlardan biri müziği kapatıp onu kovmuştu. Kendilerine neden böyle davrandıklarını anlayamamıştı. Ne yapmıştı ki onlara sadece yanlarına gidip oturmuştu. Okula başladığında da benzer muameleyle karşılaşmıştı. Arkadaşları onu aralarına almak istemiyorlar, sınıfta yanlarına bile oturmasını istemiyorlardı. “Bonus kafa, senin bıyıkların çıkmış, çirkin, cinsiyetçi, ezık domates...” gibi laflar ederek onunla alay ediyorlardı. Onu örseleyen sadece arkadaşları değil babasının hastalığıydı da. Babası ALS hastasıydı ve hastalığının bir tedavisi yoktu. Babasının gözlerinin önünde günden güne eriyişini izledi. Çocuk aklıyla babasını görür ve düşünmeye başlardı: bir gün kendi işini yapamayacak hale gelecek, yürüyemeyecek, dişlerini fırçalayamayacak tuvaletini bile yapamayacaktı.  En acısı da düşündüğü her sey bir bir gerçekleşmişti. Bir yanı eksik büyümüş olduğunu düşünürdü çinki babası yanında olsa bile hep onun eksikliğini hissetmişti.

Yakında liseye başlayacak olan X, lisede her şeyin çok farklı olacağını düşünmüştü. Artık açılacak, konuşacak, bir sürü arkadaşı olacak vs. Ama düşündüğü gibi olmadı. Lisede de hala sessiz, içine kapanık, konuşmayı beceremeyen biriydi. Onun için “varlığıyla yokluğu bir, yürüyen ceset, ruhani varlık, vur ensesine al ekmeğini...” yakıştırmalarını o kadar çok kanıksamıştı ki artık umursamıyordu bile. Hiçbir şekilde konuşamuyor, derste hoca soru sorduğu zaman bana gülerler mi kaygısıyla cevabının bilse bile parmağını kaldırmıyordu. Öyle ağır ve sessiz konuşuyordu ki çoğu zaman arkadaşlarının ona güldüğünü görüyordu. Bir gün okuldan evine doğru giderken yolda arkadaşını görmüş arkadaşı ona selam vermişti. Fakat arkadaşı uzakta olduğu için cevap verememişti. Çünkü bağırmaya çekiniyor, kendi sesinden bile utanıyordu. Arkadaşının ona gerizekalı dediğini duymuştu. Gerizekalı. Bir cevap vermedi diye gerizekalı olmuştu. İnsanlar bazen bu kadar acımasız olabiliyorlardı işte. Okulda voleybol oynadıkları zaman bir yanlış yaptığında kendisine bin türlü laf ediyorlardı. Halbuki alt tarafı bir oyundu ne vardı bu kadar öfkelenecek! Oynayamayacağını, başaramayacağını düşündüğü için okulda beden eğitimi dersinde diğerleriyle birlikte voleybol oynamaz hep bir kenarda oturup onları izlerdi.

X’in bir tane bile olsa arkadaşı olurdu o güne kadar tabi. Babası solunum yetmezliğinden hastaneye kaldırılmış, bilinci kapanmış, bitkisel hayata girmişti. Doktorlar hastalığının son aşamasına geldiğini söylüyorlardı. Sanki biri kendisini bin yıllık güzellikm uykusundan silkeleyip uyandırmış gibi hissediyordu.içinde anlamlandıramadığı bir öfke vardı, her şeye, herkese belki de Tanrı’ya. O günden sonra insanlardan git gide uzaklaşmaya ve daha çok içine kapanmaya başlamıştı. Artık bir tane bile arkadaşı yoktu, o kadar çok bıkmıştı ki insanlardan olmasını dahi istemiyordu. Üniversiteye başladığında bile hala aynıydı. Sınıf arkadaşlarının hiçbiriyle yakınlık kurmamıştı. Planlar yaparlar beraber bir yerlere giderlerdi ama o hep tek başınaydı. Hergün ayakları geri geri gitse de okuldan eve evden okula giderdi.bir gün babasını kaybetti. Altı yıl yaşamıştı. O kadar enfeksiyon geçirip de ölmeyen adam saçma sapan bir safra kesesi taşı yüzünden ölmüştü. O zaman hayatın çok tuhaf olduğunu düşünmüştü. Ecel geldiği zaman en absürd sebepten dolayı bile ölebilirdi insan. Annesi ve kardeşiyle birlikte son kez babasını görmek için morga gitti. Babasını çenesine bağlanmış tülbent bezi ve mosmor olmuş yüzüyle görmüştü. Annesi kendisini tutamayıp ağlamaya başlamıştı o ise ağlamamış, ne kadar istese de ağlayamamıştı. Belki de babası adına seviniyordu. Artık acı çekmeyecekti nasıl olsa. Allak bullak olmuştu. Yaşama sebebim dediği adam, babası, artık yoktu. O ölürse ben de ölürüm diyordu ama onsuz da yaşayabildiğini gördü. Acısı içinde olsa da onu özlese de yaşıyordu işte!

Kardeşi onu facebookta bir gruba ekledi. Bu sorunları yaşayanın sadece kendisi olmadığını gördü. O grup sayesinde de tedavi olmaya karar verdi. Karar verdi vermesine ama iyi bir doktoru nasıl bulacaktı? Yine kardeşinin arkadaşı imdadına yetişmişti. Onun önerdiği doktora annesi ile birlikte gitmişti. Doktorla konuşunca ilk defa birinin kendisini anlamaya başladığını hissetmişti. Ona lakaplar takmamış, yargılamamış, başkalarıyla kıyaslamamış, biraz şöyle ol böyle yap diye kendince öğüt vermeye çabalamamıştı. Sadece dinlemişti. Ona ilaç vermişti. İlaçlar sayesinde biraz olsun rahatlamış, insanlarla artık daha rahat iletişim kurmaya başlamıştı. O zaman anlamıştı bunca sene saçma sapan bir şey yüzünden çekindiğini.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder